ديك ويتينغتون وقطه

منذ زمن طويل، كان هناك ولد فقير يدعى ‘ديك ويتينغتون’، ولم يكن لديه أب أو أم يرعيانه، لذا كثيراً ما كان يشعر بالجوع الشديد في مسكنه بإحدى قرى الريف الصغيرة. وكثيراً ما كان يسمع بمكان بعيد يسمى لندن يسكنه الأغنياء، وشوارعه مرصوفة بالذهب
عقد ديك ويتينغتون العزم على الذهاب إلى لندن ليحصل على ما يكفيه من الذهب من حفر الشوارع، ويكوّن ثروة. وفي أحد الأيام قابل ديك سائق عربة يقصد لندن، ووافق السائق أن يرافقه ديك إلى لندن، وبالفعل انطلق الاثنان، وحين وصلا إلى المدينة الكبيرة، لم يصدق ديك من وقعت عليه عيناه، حيث عجت الشوارع بالخيول والعربات ومئات الأشخاص والمباني العالية والكثير من الوحل، دون أثرٍ لأي ذهب. ويا له من شعور بالحسرة وخيبة الأمل انتاب الفتى، فأنى له الآن أن يجمع ثروته؟ بل وكيف له ابتياع طعامه؟
وما هي إلا أيام قلائل وبلغ الجوع منه مبلغه، وقادته قدماه مرتدياً أثماله البالية إلى باب منزل أحد التجار الأغنياء. وبعد حين خرجت من المنزل إحدى الطهاة، فصاحت به:
“ابتعد عن هنا أيها الصعلوك القذر”، ثم أمسكت بمقشتها وحاولت أن تبعده عن المنزل.
وفي هذه الأثناء عاد التاجر إلى المنزل، ولقد كان رجلاً طيباً، أخذته الشفقة بالمسكين ديك، فسرعان ما أمر زوجته قائلاً: “احملوه داخل المنزل.”
بعد أن استراح ديك، وتناول الطعام، كلفه التاجر بعمل في المطبخ، وهو ما جعل ديك يشعر بالامتنان نحوه، لكن، ولسوء الحظ، كانت الطاهية سيئة المزاج طيلة الوقت، فما تلبث أن تنهال على ديك بالضرب المبرح حين يخلو لهما المكان، علاوة على نومه في غرفة ضئيلة أعلى المنزل تعيث فيها الجرذان والفئران فساداً، وتزحف فوق وجهه محاولة عض أنفه.

بعد أن استراح ديك، وتناول الطعام، كلفه التاجر بعمل في المطبخ، وهو ما جعل ديك يشعر بالامتنان نحوه، لكن، ولسوء الحظ، كانت الطاهية سيئة المزاج طيلة الوقت، فما تلبث أن تنهال على ديك بالضرب المبرح حين يخلو لهما المكان، علاوة على نومه في غرفة ضئيلة أعلى المنزل تعيث فيها الجرذان والفئران فساداً، وتزحف فوق وجهه محاولة عض أنفه.
ولشدة شعوره باليأس والإحباط، قرر ديك ادخار ما يتقاضاه لشراء قطة، وبالفعل اشترى قطة من نوع خاص تفوق غيرها من القطط في لندن كلها في اصطياد الجرذان والفئران. ومضت أسابيع عدة باتت حياة ديك عقبها أيسر بفضل قطته الماهرة التي التهمت كافة الجرذان، لينعم ديك بالنوم في سلام.
وبعد مضي وقت ليس بالطويل، سمع ديك التاجر يسأل كل من في البيت إن كانوا يرغبون في إرسال أي شيء على متن سفينته بغرض بيعه، حيث كانت تلك السفينة قاصدة الطرف الآخر من العالم، ويمكن لربانها بيع أي شيء على متنها، ليربح الجميع. مسكينٌ ديك، ماذا عساه أن يبيع؟
فجأة خطرت بباله فكرة، فأسرع للتاجر وقال له:
“من فضلك سيدي، ألا يمكنك أخذ قطتي لبيعها؟”
وهنا انفجر الجميع ضاحكين مما قاله ديك، لكن التاجر ابتسم قائلاً:
“بلى يا ديك، سأفعل ذلك، وسأعطيك كل المال الذي ستباع به القطة.”
بعد رحيل التاجر عن المدينة، عاد ديك وحيداً مرة أخرى بين مطرقة الجرذان التي تزحف فوق جسده ليلاً وسندان الطاهية سيئة المزاج نهاراً، فلم يعد هناك من يردعها، لذا قرر ديك الهرب من بيت التاجر.

وبينما كان يسير بعيداً عن المنزل، سمع أجراس الكنائس تدق، وكأن لسان حالها يقول له:
“عد ثانية يا ديك ويتينغتون، فستكون عمدة لمدينة لندن ثلاث مرات.”
ألجمت الدهشة ديك، وأخذ يفكر: “يا إلهي، إن كنت سأصبح عمدة، فمن الأجدر بي أن أبقى هنا، وأقاوم تلك الطاهية والجرذان التي تعيث في الغرفة فساداً، وحين أصبح العمدة، فسأجعلها تندم على ما فعلت!”
لذا عاد من جديد للبيت.
وفي الجانب الآخر من العالم، وصل التاجر وأفراد سفينته إلى وجهتهم، ولكم كانت فرحة السكان هناك برؤيتهم، فسرعان ما رحبوا بهم، وهو ما دفع التاجر لإرسال بعض الهدايا لملكهم وملكتهم الذين سرا بها، ودعوا التاجر ومن معه إلى وليمة، إلا أن ما قد لا تصدقونه هو أنه بمجرد وصول الطعام، ظهرت مئات الجرذان كما لو كانت مستدعاة بتعويذة ساحر، والتهمت كل الطعام قبل أن يمد أحد الحضور يده لتناوله.

وهنا صاح الملك: “يا إلهي، ذلك ما يحدث دائماً، لا تتيح لي تلك الجرذان فرصة تناول فطيرة التفاح المفضلة لدي. ماذا عساي أن أفعل؟”
فعاجله التاجر بقوله: “لدي فكرة يا مولاي، إن عندي قطة من نوع خاص جداً جلبتها معي من لندن، وستلتهم كل جرذانك أسرع من التهامهم هم لطعام وليمتك.”
وحين جاء طعام الوليمة التالية، وظهرت الجرذان، أخرج التاجر القطة وكله ثقة، فقتلت كل الجرذان في لمح البصر.

.حينئذ انطلق الملك والملكة يرقصان فرحين، وأعطيا التاجر سفينة مليئة بالذهب نظير تلك القطة الخاصة
وحين عادت السفينة إلى لندن، كانت دهشة ديك لا توصف من كمية الذهب التي أعطاها التاجر إياه مقابل القطة، ومرت السنون، واستمر ديك ينفق ما معه من مال بحكمة، وفعل كل ما بوسعه لخدمة كل من حوله، ومن يعملون لديه، حتى أن الناس في لندن لم يجدوا أفضل منه لينتخبوه عمدتهم لثلاث مرات. ولم ينس ديك أبداً صديقه التاجر الطيب الذي كان أميناً حين أعطاه كل المال الذي حصل عليه مقابل القطة، ولم يأخذ منه شيئاً لنفسه. وحين بلغ ديك مبلغ . الرجال، أغرم بابنة التاجر الجميلة (أليس)، فتزوجها وعاشا في سعادة وهناء كما يحدث في القصص
Türkçe Çevirisi:
Uzun zamandan beri, Dick Whittington adında fakir bir çocuk yaşardı. Ona bakacak anne babası yoktu, bu yüzden küçük köy evinde sık sık aç kalırdı. Zenginlerin yaşadığı, sokakları altınla döşeli Londra adında uzak bir yer olduğunu sık sık duyuyordu.
Dick Whittington, sokakları kazıp servet edinmek için Londra’ya gitmeye karar verdi. Bir gün, Londra’ya giden bir arabacıyla tanıştı ve arabacı onu yanına almayı kabul etti. İkisi yola koyuldu ve büyük şehre vardıklarında Dick gözlerine inanamadı. Sokaklar atlarla, arabalarla, yüzlerce insanla, yüksek binalarla ve bolca çamurla doluydu, ama altından eser yoktu. Çocuk umutsuzluğa ve hayal kırıklığına kapıldı. Nasıl servet edinebilirdi ki? Nasıl yiyecek bile alacaktı?
Sadece birkaç gün geçti ve açlığı dayanılmaz hale geldi, kendini yırtık pırtık giysileriyle zengin bir tüccarın evinin kapısında buldu. Bir süre sonra, aşçılardan biri evden çıktı ve ona bağırdı: “Defol buradan, seni pis adam!” Sonra süpürgesini kaptı ve onu kovmaya çalıştı.
Bu sırada tüccar eve döndü. İyi kalpli bir adamdı ve zavallı Dick’e acıdı. Hemen karısına, “Onu içeri getir,” diye emretti.
Dick dinlenip yemek yedikten sonra, tüccar ona mutfakta iş verdi, bu da Dick’i minnettar kıldı. Ne yazık ki, aşçı her zaman kötü bir ruh halindeydi. Ne zaman yalnız kalsalar, Dick’i şiddetli bir şekilde döverdi. Ayrıca, yüzüne tırmanan ve burnunu ısırmaya çalışan fareler ve sıçanlarla dolu, üst kattaki küçük bir odada uyuyordu.
Kendini tamamen umutsuz ve hayal kırıklığına uğramış hisseden Dick, maaşını biriktirip bir kedi almaya karar verdi. Londra’daki diğer tüm kedilerden üstün, fare ve sıçan yakalama konusunda yetenekli özel bir cins kedi satın aldı. Birkaç hafta geçti ve Dick’in hayatı, tüm fareleri yiyen yetenekli kedisi sayesinde çok daha kolaylaştı ve huzur içinde uyuyabildi.
Kısa bir süre sonra Dick, tüccarın evdeki herkese gemisine satmak üzere bir şey göndermek isteyip istemediklerini sorduğunu duydu. Gemi dünyanın öbür ucuna gidiyordu ve kaptan gemideki her şeyi satarak herkese kar sağlayabilirdi. Zavallı Dick, ne satabilirdi ki?
Birdenbire aklına bir fikir geldi. Tüccara koştu ve “Lütfen efendim, kedimi satmak için alır mısınız?” dedi.
Herkes Dick’in sözlerine kahkahalarla güldü, ama tüccar gülümsedi ve “Evet, Dick, yapacağım. Ve kedinin satışından elde edilen tüm parayı sana vereceğim.” dedi.
Tüccar şehri terk ettikten sonra, Dick yine yalnız kaldı; geceleri her yerini saran farelerin çekiç darbeleri ve gündüzleri huysuz aşçının örs darbeleri arasında sıkışıp kalmıştı. Onları durduracak kimse olmadığı için Dick, tüccarın evinden kaçmaya karar verdi.
Evden uzaklaşırken, gaibten bir ses duydu, sanki ona “Geri dön, Dick Whittington, ve Londra’nın üç kez belediye başkanı olacaksın.” diyordu. Dick şaşkınlıktan nutku tutuldu ve düşündü: “Aman Allahım, eğer belediye başkanı olacaksam, burada kalıp o aşçı ve odada ortalığı karıştıran farelerle ilgilenmeliyim. Belediye başkanı olduğumda, yaptıklarından pişman olmasını sağlayacağım!”
Böylece eve geri döndü.
Dünyanın öbür ucunda, tüccar ve mürettebatı varış noktalarına ulaştılar. Yerliler onları görünce çok sevindiler ve hemen karşıladılar. Tüccar, kral ve kraliçeye hediyeler gönderdi; onlar da çok memnun oldular ve tüccarı ve arkadaşlarını bir ziyafete davet ettiler. Ama inanmayacağınız şey şu ki, yemekler gelir gelmez, sanki bir büyücünün büyüsüyle çağrılmış gibi yüzlerce fare ortaya çıktı ve kimse yemeğe uzanamadan her şeyi yiyip bitirdi.
Ülkenin Kralı, “Aman Allahım! Bu hep oluyor! Bu fareler en sevdiğim elmalı turtamın tadını çıkarmama asla izin vermiyor. Ne yapacağım?” diye haykırdı. Tüccar hemen cevap verdi, “Bir fikrim var Majesteleri. Londra’dan yanımda getirdiğim çok özel bir kedim var ve o, ziyafetinizi yiyip bitirmelerinden daha hızlı bir şekilde tüm farelerinizi yiyip bitirecek.”
Bir sonraki ziyafet geldiğinde ve fareler ortaya çıktığında, tüccar güvenle kediyi çıkardı ve kedi göz açıp kapayıncaya kadar hepsini öldürdü.
Kral ve kraliçe sevinçle dans ettiler ve özel kedi karşılığında tüccara altın dolu bir gemi verdiler.
Gemi Londra’ya döndüğünde, Dick tüccarın kedi için verdiği altın miktarına hayret etti. Yıllar geçti ve Dick parasını akıllıca harcamaya devam etti ve çevresindeki herkese ve yanında çalışanlara yardım etmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Öyle ki, Londra halkı üç kez belediye başkanı olarak seçebilecekleri daha iyi birini bulamadı. Dick, kedi için aldığı tüm parayı kendisine dürüstçe veren ve hiçbir şey saklamayan nazik tüccar arkadaşını asla unutmadı. Dick yetişkinliğe ulaştığında, tüccarın güzel kızı Alice’e aşık oldu ve tıpkı masallardaki gibi mutlu bir şekilde yaşadılar.
